Kulun Mîracı olan Namaz -3 (Fâtiha)

Sonra  sırr-ı Muhammedî ’nin şiddetli cazibesine kapılan kul Eûzü Besmele çekerek Fâtiha’yı okur.

3 – Huzur-u İlâhide ruh, mâna sırrı içinde Fâtiha’ya başlayarak ilk üç âyeti okur. Kalb (gönül) bu âyetleri şöyle hisseder.

            3.1. – Sen âlemlerin yüce Rabbisin. Seni sırr-ı Muhammedî içinde hamd etmek için O’nun nurundan bir hikmet ver.

            3.2. – Rahman sırrından Rahim sırrına intikal ettirerek, Fahr-i Kâinat ümmetine verdiğin erkemle bana, Sana ulaşma mecalini lütfet.

            3.3. – Sen zevali (sınırı-sonu) olmayan mutlak Maliksin. Aşk hikmetinin benzersiz sahibisin. Ölü olan beni sırr-ı Muhammedî ile tıpkı mahşerdeki gibi ihya et (dirilt-canlandır).

İşte kul bu üç âyeti okuyunca tüm kendi kişiliği söner. Enfüste, kâinatın sonsuz yüzeylerinde yeni bir var oluş başlar. Dördüncü âyete geldiğinde:

            3.4. – Mukabili (dengi-karşılığı) renk olmayan, zıddı bulunmayan çok koyu fakat o denli parlak siyah bir nur intişar eder (ürer-var olur). Öyle ki, en parlak siyah bile bu nurun yanında gri gibi sönük kalır. Bu nur, Nur-u Muhammedî’dir. Mîrac esnasında evrenin her noktasına sinip onun içine işleyen ve bir daha yok olmayan Efendimizin sırrıdır. Bir mü’min evren kanallarına intikal etmek için bu benzersiz Nur’a muhtaçtır.

            O anda gerçek ve mutlak kulluk niyazı Efendimizin tasarrufundaydı O’ndan gelen bir Hamd hikmetidir. Bu sır dördüncü âyette Efendimizin mü’minler için daim olan yakarışının kesintisiz hikmetidir. Efendimizin bizleri içine alarak yaptığı Hamd niyazı, bütün müminleri kapsadığı için âyet metninde çoğuldur.

            3.5. – Beşinci âyette yine Efendimizin niyaz hikmeti ile iç içedir. Nitekim Mîrac namazındaki mümin Efendimizin nuru ile evrenin kanallarına intikal ettiği zaman, gerçek sırat-ı müstakim tahakkuk eder.

Nitekim, altıncı âyette emredilen Nimetlendirilenler’in anlamı, tamamıyla bu mîrac sırrına aittir.

Sırat-ı müstakim’den uzak kalanlar için nasipsizlik ve yanılmışlık otomatik bir sonuçtur.

Fevkalade ince hikmetler içeren yedinci âyetin verdiği mesaj: İnsanın temel amacı Nur-u Muhammedî kanallarından evrenin sonsuzluklarına yansımaktır. Bu amaca erişemeyenler yanılmışlar ve nasipsizlerdir.

Ancak, iman ile müşerref olduğu halde, sağlığında mîraca erişemeyenlere; yine Cenab-ı Hak, Rahîm sıfatından rahmet ederek, bu intikali cennetinde tahakkuk ettirecektir.

4 – Mîrac olan namazda, zammı sûre, Allah’ın cc verdiği özel bir saltanattır. Bunu kul seçmez, Allah cc lütfeder. Kulun yaradılışından gelen özelliklerine göre değişir. O anda evren yüzeylerine yansımış olan kulu arayıp bulmak kolay değildir.

5 – Bu sonsuz ulaşımlar içinde kul rükûa varmış, tekrar tekrar Azamet-i İlâhi’yi tenzih ederek yeni boyutlara akmıştır.

            Sûre-i Necm’de: “ O bir yere bakmadı, rağbet etmedi” âyetinin hikmeti buradadır (Mâ zâ-galbasarü ve mâ tega).

            Mîracımız olan namazımızda kul, sünnet-i Muhammediye’ye uyarak; rükûda açılan tüm evren kanallarından hızla intikal ederek Rabbini duyumsar. Ve işte o zaman Cemâli İlâhi gerçekleşir ki:

6 – Sûre -i Alâk’da emredilen “ yakın ol, secde et” hikmeti mîrac olan namazın nihai noktasıdır (Vescud vektarib). Vescud emri: enfüsi manada “tamamen yok ol”. Vektarib ise; “yakın ol” demektir. Bundan dolayıdır ki mîracı olan namazı kılanın “sübhâne Rabbiye’l-âlâ” diyerek tesbih etmesinin tam hikmeti budur. Çünkü bilindiği gibi “seni kendi güzelliğin ve yüceliğin dışında her şeyden tenzih ederim” hükmü, ancak namazdaki bu secdede gerçekleşir. Mü’minin saydamlaşan nefsi gönle düşen ilâhi cemîl tecellisini aksettiren ayna vazifesi görmektedir. Mü’minin bu andaki secdesinde mü’minden her hangi bir varlık kalmaz; Allah cc kendi güzelliğini kendi sonsuz sırrı içinde seyreder.

7 – Kul tekrar dünyaya dönebilmek için yeniden Tahiyyât hikmetine muhtaçtır, onu okumadıkça kulluğuna dönmesi mümkün değildir.

            Tahiyyât; burada, evrenlerden tekrar maddeye dönme mecali vermektedir. Tahiyyât’taki Kelime-i şahâdet okunduktan sonra kul tekrar kulluğuna dönerek, Efendimize salâvat dualarını okur. O’nun bereketi yüzü suyu hürmetine mîrac hikmetine yaklaşım sağladığını zikrederek mevcut mekana döner.

            Bu dönüş sırasında, kaybolmuş olan bütünümüzün elemanları, Tahiyyât sırrında yeniden şu şekilde birleşir: Tahiyyât’ın ilk cümlesini ruh, ikinci cümlesini (kalb) gönül, üçüncü cümlesini nefs okur. Sonra hep birlikte Kelime-i Şahâdet’te toplanırlar.

            Elbette tarif edilemeyen, ancak yaşanabilen mîrac namazı hakkında söylediklerimiz ancak zerredir. Ne çare ki kalb hikmetleri daha açık dile gelemez.

            Namazın hikmetini kavramanın bir yolu da Fâtiha’yı anlamaktan geçer.

Kaynak : Onkolog Prof. Haluk Nurbaki . (Bizler ilminden faydalandık, Cenab-ı Hak O’nu mağfirin zümresine erdirdiği kullarından eylesin inşaallah)

 

About mehmetarikan70

İyi bir baba, aile reisi, ekonomist, yazılımcı olmaya çalışan, ideal dünyanın ideal insanda olacağına inanan...
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kulun Mîracı olan Namaz -3 (Fâtiha) için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Kulun Mîracı olan Namaz -2 (Tahiyyât hadisi) | mehmetarikan70

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s